Bugun...


Can YÜCEL

facebook-paylas
Liselim
Tarih: 05-02-2020 15:26:00 Güncelleme: 05-02-2020 15:26:00


Meslek lisesi mezunuyum ben, bölümüm metal işleri. Alaylı gazeteci, diplomalı demirci yani.

Sınıfın medarı iftiharı öğrencileri olur ya, hani bütün notları pekiyi, işte o ben değilim. Hiçbir zamanda olamadım. Liseye kadar elde ettiğim en büyük başarı sınıfta kalmamaktı, lisenin ilk yılında öyle bir başarım da kalmadı.

Babam, baktı ki okumaya niyetim yok, düz liseden aldı beni, meslek lisesine kayıt ettirdi. Sayısal derslerin hemen hepsinde, özellikle de matematikte üst düzey başarısızken, yüksek matematik kabiliyeti isteyen bir liseye, okumaya niyetim yok diye gönderildim! Sınıfa girince anladım ki benim gibi okumaya niyeti, gayreti ya da kabiliyeti olmayanların gönderildiği bir okulmuş meslek lisesi.

Üç yıllık eğitim sürem boyunca, kime “Meslek lisesinde okuyorum” desem, umutsuz gözlerle baktılar bana ve bunu hissettirmekten hiç çekinmediler. Çünkü belliydi sonumuz, çırak olacaktık sanayiye. Olduk da, staj vesilesiyle tanıştım sanayi ile. Dayak yemedim ama küfür ettiler, çok hor gördüler bu sürede.

Kızlar mesela, çok nadir kabul ettiler çıkma tekliflerimizi. Çünkü onları ne avukatlar, ne doktorlar, ne mühendisler isteyecekti. Meslek liselinin ise sonu belliydi; sanayide çırak.

Meslek öğretmenlerimiz, bir tek onlar umutluydu bizlerden, diğerleri çoktan yitirmişti. Haklıydılar da! Sınavdan bir ders önce, soracağı sorunların cevaplarını tahtaya yazardı matematik öğretmenimiz, sonra siler gibi yapardı. Cevaplar tahtada yazıyor olmasına rağmen, bütün sınıf pekiyi alamazdı. Çünkü lise son sınıfta bile heceleyerek okuyan arkadaşlarımız vardı.

Halbuki benim okumaya çok ama çok niyetim vardı. Daha o yaşta Nazım Hikmet, Piraye’mdi… Ümit Yaşar’ı rehber edinmiş, Orhan Veli’de kendimi bulmuştum. Yazma hastalığım, o yaşlarda, o havalarda nüksetmişti. Bütün derslerim zayıftı ama Türk Dili ve Edebiyatı, o hep pekiyiydi. Kompozisyon desen, yüz üzerinden yüz. Hatta okulu temsilen ben girerdim ulusal ve bölgesel kompozisyon yarışmalarına. Okumaya da yazmaya da çok ama çok niyetliydim. Çünkü dediğine göre edebiyat öğretmenimin, kabiliyetliydim.

Çok dedi babama, “Ne işi var bu çocuğun, bu okulda?”

Büyüyünce buldum cevabı; hiç kimse, hiçbir şey sormamıştı bana.

Meslek lisesine kayıt olurken mesela, çekiç gösterip, “Nedir bu, ne işe yarar bilir misin?” ya da “Hayatını bu çekiçle şekillendirmek ister misin?” diye sormadılar.

Edebiyata ilgimi ya da aldığım pekiyileri hiç sorgulamadılar ama matematik ya da fizikte neden başarısız olduğuma çok takıldılar. Hatta sırf bu yüzden sınıfta bıraktılar.

O sinkaflı atölyeye staja göndereceklerine, küfürbaz bir şairin yanına çırak etselerdi beni, bir Can Yücel’imiz daha olurdu belki. (Katılıyorum, olmazdı.)

Sonra bir gün, avukatlardan, doktorlardan bile önemli olduğumuz, hatta memleket meselesi addedilecek kadar öneme sahip olduğumuz söylendi. Fabrikalar, üretim tesisleri çalıştıracak kalifiye eleman bulamıyormuş. Meslek liseliler ise çırak ya da ara eleman değil, aranan eleman imiş. Hatta evlenilip mutlu bir yuva kurulabilecek ideal eş, meslek liselilermiş.

Beni kimse aramadı. Ben daha yolun çok başındayken kaybolmuştum, beni arayan, soran, yol gösteren olmadı. Sınıf arkadaşlarımı da arayan olduğundan şüpheliyim. Adına eğitim dedikleri bir sistemin içinde oradan oraya savruldum / savrulduk, o kadar.

Bu anlattıklarım benim 20 küsur yıl evvelim. Aradan 20 yıl geçmesine rağmen meslek liseleri, meslek liselerinde eğitim gören gençler, meslek lisesinde verilen eğitimin kalitesi, meslek lisesinde eğitim gören gençlere verilen değer o zamanlara kıyasla daha iyi, daha kötü ya da aynı diyebilecek kadar konuya hakim değilim. Ben sadece kendi hikayemi sizinle paylaştım.

Ancak eminim ki vakti zamanında, meslek liseli gençlere hak ettikleri değer verilseydi, ara eleman (sanayiye çırak) olarak değil de aranan eleman olarak yetiştirilselerdi ve bu onlara hissettirilseydi, daha da önemlisi gençlerin hayalleri önemsenip yeteneklerine göre gelecekleri şekillendirilse idi konu buralara gelmez, memleket meselesi olacak kadar büyümezdi.

Makalenin sonunda ‘Ne yapılırsa bu sorun çözülür’ sorusuna cevap verildiğini düşünenler için tekrarlamakta fayda görüyorum, ben hiçbir zaman başarılı bir öğrenci olmadım. ‘Her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin’ der üstat. Şu halimle, her hangi bir öneride bulunmam, cehaletimin miktarını resmeder, o kadar. Çünkü eğitim sözlüklerde dahi; ‘Belli bir bilim dalında, belli bir konuda bilgi ve beceri kazandırma, yetiştirme ve geliştirme işi’ şeklinde ifade edilir. Yani konu bilimseldir. Ön yargılara, ideolojilere, kişisel görüşlere kapalıdır, kapalı kalmalıdır. Aksi takdirde memleket meselesi haline gelir.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HAVA DURUMU
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI